●
Bir varmış bir yokmuş, çiçekleri çok seven küçük bir kız varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, büyük bir sarayda yaşayan bir kral varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, çok akıllı kara bir kedi varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, dağın eteğinde sessiz bir köy varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, ormanda kaybolan bir gezgin varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, icatlarıyla dünyayı değiştirmeyi hayal eden bir mucit varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, insanların hala efsanelere inandığı bir zaman varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, zamanla büyük bir şirkete dönüşen küçük bir dükkan varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, hiç parası olmadan dünyayı dolaşan bir öğrenci varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, bu adanın yerlileri tarafından saklanan bir sır varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, sanatın insanlığı kurtarabileceğine inanan bir idealist varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, kendi kibri yüzünden yok olup giden gelişmiş bir medeniyet varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, içeriği tarihin akışını değiştirebilecek kayıp bir el yazması varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, insan doğasının gerçekliğine meydan okuyan bir sosyal ütopya varmış.
●
Bir varmış bir yokmuş, bilgeliği kendi ülkesinin sınırlarını aşan bir yaşlı adam varmış.