5. ...-da/-de X varken, ...-da/-de Y var.

While ... has X, ... has Y.


1
Bende zaman varken, arkadaşımda para var.

2
Şehirde gürültü varken, köyde huzur var.

3
Onda kedi varken, bende köpek var.

4
Filmde ses varken, kitapta hayal gücü var.

5
Ablamda elbise varken, abimde takım elbise var.

1
Birinci modelde güçlü bir işlemci varken, ikincisinde harika bir kamera var.

2
Bizim departmanda bütçe varken, sizin departmanda deneyimli çalışanlar var.

3
Rakiplerde düşük fiyat varken, bizde kusursuz bir itibar var.

4
Avrupa'da tarih varken, Amerika'da modern teknolojiler var.

5
Bu projede potansiyel varken, o projede hazır bir plan var.

1
Gelişmiş ülkelerde birikmiş sermaye varken, gelişmekte olan ülkelerde demografik fırsat penceresi var.

2
Monarşide veraset istikrarı varken, cumhuriyette iktidarın el değiştirme mekanizmaları var.

3
Klasik müzikte katı bir form varken, cazda doğaçlama özgürlüğü var.

4
Muhafazakarlarda geleneğe bağlılık varken, liberallerde sosyal reformlara yönelik bir arzu var.

5
Kuantum fiziğinde olasılıksal bir yaklaşım varken, klasik mekanikte belirlenimcilik var.

Not available on mobile

현재 루블리오는 데스크탑에서만 이용 가능합니다